
Sabah okul kapısının önündesiniz.
Bir yanda öğretmen çocuğunuzu karşılamaya çalışıyor, diğer yanda küçük eller boynunuza daha sıkı sarılıyor.
"Gitme anne..."
Belki de birçok ebeveyn gibi siz de o an aynı soruları düşünüyorsunuz:
"Hazır değil mi?"
"Biraz daha beklemeli miydik?"
"Bu kadar ağlaması normal mi?"
Çocuğunun gözyaşlarını görmek hiçbir ebeveyn için kolay değildir. Özellikle okulun ilk günlerinde yaşanan ayrılık anları, çoğu zaman çocuklardan çok yetişkinleri zorlar. Çünkü ebeveynler yalnızca çocuklarının duygularıyla değil, kendi suçluluk, endişe ve yetersizlik hisleriyle de baş başa kalırlar.
Oysa çocuk gelişimi uzmanları, okulun ilk günlerinde görülen ayrılık kaygısının çoğu zaman bir sorun değil, gelişimin doğal bir parçası olduğunu vurguluyor.
Bir yetişkin için okul; eğitim alınan, arkadaşlarla buluşulan bir yer olabilir. Ancak bir çocuk için okul çok daha farklı anlamlar taşır.
Yeni insanlar.
Yeni kurallar.
Yeni sesler.
Yeni bir düzen.
Ve en önemlisi, günün belirli bir bölümünde anne ya da babanın yanında olmaması.
Çocuk psikolojisi üzerine yapılan çalışmalar, çocukların kendilerini güvende hissettikleri kişilerden ayrıldıklarında kaygı yaşamalarının aslında sağlıklı bağlanmanın bir göstergesi olabileceğini ortaya koyuyor.
Yani çocuğunuzun size ihtiyaç duyması, size bağlı olması ya da ayrılırken üzülmesi tek başına olumsuz bir durum değildir.
Asıl önemli olan, bu duyguyla nasıl baş etmeyi öğrendiğidir.
Birçok ebeveyn okul kapısında ağlayan çocuğunu gördüğünde günün geri kalanının da aynı şekilde geçtiğini düşünür.
Oysa okul öncesi öğretmenlerinin sıkça gözlemlediği bir durum vardır:
Çocukların önemli bir kısmı ebeveyn ayrıldıktan birkaç dakika sonra sakinleşir ve günlük akışa katılır.
Çünkü çoğu zaman çocuk okuldan değil, ayrılık anından etkilenir.
Bu nedenle uzmanlar, çocuğun davranışlarını yalnızca kapıdaki birkaç dakikaya bakarak değerlendirmemek gerektiğini söylüyor.
Önemli olan süreç boyunca genel uyumun nasıl ilerlediğidir.
Araştırmalar gösteriyor ki çocuklar belirsizlik karşısında zorlanırlar.
Bu nedenle okul sürecinde ebeveynlerin görevi kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değil, güven duygusunu desteklemektir.
"Hiç korkma."
"Üzülme."
"Gideceksin işte."
gibi cümleler çoğu zaman çocuğun duygusunu görünmez kılar.
Bunun yerine:
"Yeni bir yere başlamak biraz zor gelebilir."
"Seni anlıyorum."
"Öğretmeninle güzel vakit geçireceğine inanıyorum."
gibi ifadeler çocuğun kendisini anlaşılmış hissetmesine yardımcı olur.
Çocuklar çözümden önce anlaşılmaya ihtiyaç duyarlar.
Son yıllarda erken çocukluk eğitimi alanında yapılan çalışmaların ortak noktalarından biri şudur:
Çocukların gelişimini destekleyen en önemli unsur oyuncakların sayısı değil, kurulan ilişkinin kalitesidir.
Bir çocuk için birlikte geçirilen on dakikalık kaliteli zaman, çoğu zaman yeni alınan bir oyuncaktan daha değerlidir.
Okul sürecine hazırlanırken birlikte kitap okumak, sohbet etmek, günlük rutinleri paylaşmak ve oyun oynamak çocuğun güven duygusunu güçlendirir.
Çünkü çocuk oyun sırasında yalnızca eğlenmez.
Duygularını işler.
Sorularına cevap arar.
Korkularını yeniden düzenler.
Hayatı anlamlandırır.
Belki de bu nedenle birçok eğitimci oyunu çocukların dili olarak tanımlar.
Bazen çocuklar yaşadıkları duyguları kelimelerle ifade edemez.
Ancak oyun sırasında bunları açıkça gösterebilirler.
Öğretmencilik oynayan bir çocuk, ayrılık süreciyle ilgili düşüncelerini farkında olmadan oyuna taşıyabilir.
Bebeklerini okula götüren bir çocuk, kendi deneyimini yeniden canlandırıyor olabilir.
Bu nedenle okulun ilk dönemlerinde açık uçlu oyunlar, duyusal materyaller, ahşap oyuncaklar ve hayal gücünü destekleyen etkinlikler çocukların duygusal uyum sürecine katkı sağlayabilir.
Buradaki amaç çocuğu oyalamak değil, kendisini ifade edebileceği güvenli alanlar oluşturmaktır.
Okula uyum sürecinde çoğu zaman çocuklara odaklanıyoruz.
Ancak unutulan bir gerçek var:
Bu süreç ebeveynler için de bir ayrılık sürecidir.
Çocuğunu ilk kez okula bırakan birçok anne ve baba benzer duygular yaşar.
Endişe.
Özlem.
Suçluluk.
Merak.
Bu hisler son derece normaldir.
Kendinize sürekli "Doğru mu yapıyorum?" diye sormak yerine, sürecin zamana ihtiyaç duyduğunu hatırlayın.
Çocuklar mükemmel ebeveynlere ihtiyaç duymazlar.
Kendilerini güvende hissettiren, duygularını kabul eden ve yanlarında duran yetişkinlere ihtiyaç duyarlar.
Okulun ilk günlerinde dökülen her gözyaşı bir uyum sorunu değildir.
Bazen bu gözyaşları büyümenin, değişimin ve yeni deneyimlere adım atmanın doğal bir parçasıdır.
Çocuğunuzun duygularını küçümsemeden, onu acele ettirmeden ve yanında olduğunuzu hissettirerek bu süreci daha sağlıklı geçirmenize yardımcı olabilirsiniz.
Çünkü çocuklar çoğu zaman söylediklerimizi değil, hissettirdiklerimizi hatırlarlar.
Konu ile Alakalı Ürünler
Son Eklenen Blog Yazıları
PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.